You must enable JavaScript to view this site.
This site uses cookies. By continuing to browse the site you are agreeing to our use of cookies. Review our legal notice and privacy policy for more details.
Close
Homepage > Publication Type > Media Releases > Uluslararası Kriz Grubu Türkiye'deki PKK çatışmasının insani maliyeti ile ilgili bir rapor yayınladı.

Uluslararası Kriz Grubu Türkiye'deki PKK çatışmasının insani maliyeti ile ilgili bir rapor yayınladı.

Diyarbakır/İstanbul/Brüksel  |   17 Mar 2016

Türkiye devleti ile uluslararası alanda terör örgütü olarak kabul edilen PKK arasındaki çözüm sürecinin çökmesi, Temmuz 2015’te çatışmaların yeniden başlaması ve daha sonra derinleşen şiddet sarmalı, yeni bir çözüm sürecinin inşasını hiç olmadığı kadar gerekli kılıyor.

PKK ile Türkiye’de Yaşanan Çatışmaların İnsani Maliyeti: Sur Örneği isimli son raporunda Uluslararası Kriz Grubu Diyarbakır’da resmi yetkililer, STK’lar, belediye yetkilileri, avukatlar ve Sur’u terk eden aileler ile görüşmeler yaparak elde ettiği bulguları sunmakta ve çatışmaları insani maliyetini analiz etmekte.

Raporun temel bulgu ve önerileri:

  • Hem Türkiye Devleti hem Kürt hareketi bölgede uygulanan sokağa çıkma yasaklarının bu alanlarda yaşayan halkı kendi taraflarına yönelttiğini dile getirmekteler. Kriz grubunun evlerinden ayrılan kişi ve ailelerle yapmış olduğu görüşmelerde çıkan sonuç ise bölgede yaşayanların hissiyatlarında önemli bir kayma olmadığını göstermekte.
  • Devlet her ne kadar sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yerlerdeki sivil vatandaşların kayıpları için yardım faaliyetleri sunuyor olsa da bir tarafta hükümet ve devlet yetkilileri, diğer tarafta ise yerel yönetimler ve HDP arasındaki karşılıklı suçlamalar bütün bu aktörler arasındaki işbirliği olanaklarını imkansız hale getiriyor, bu durum ise yardımların daha etkin şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması önünde ciddi bir engel teşkil ediyor.
  • Kürt hareketine bağlı yerel aktör ve grupların şiddet olayları karşısındaki tutumları hükümetin bu kişi ve gruplarla birlikte çalışmasını siyaseten imkansız hale getiriyor. Dolayısıyla, Kürt hareketine mensup veya yakın kişilerin silahlı direnişi devlete karşı meşru bir yöntem olarak görmekten vazgeçmesi gerekiyor. HDP’nin aynı zamanda özerklik/özyönetim için şiddete başvurma mevhumuna daha tutarlı ve güçlü şekilde tepki koyması gerekiyor.
  • Çatışma bölgelerinde bulunan sivil vatandaşların daha iyi korunması, daha az zarar görmesi ve bu kişilere yardım ve hizmetlerin daha etkin şekilde ulaştırılabilmesi için, kısa vadede, ilan edilecek yeni sokağa çıkma yasakları için somut bir yasal tanımlamaya ihtiyaç var.
  • Ankara’nın çatışmalarda yerle bir olan güneydoğu ilçeleri için açıkladığı yeniden yapılanma planı doğru yönde atılan olumlu bir adım. Ne var ki, yeniden yapılanma konusundaki planların bölgedeki kutuplaşmayı daha da artırmaması için kapsayıcı ve şeffaf bir strateji çerçevesinde yürütülmesine ihtiyaç var.
  • Bölge halkının birikmiş öfkesi, PKK’nın mevcut sosyolojik tabanı ve yıllardır devam eden karşılıklı güvensizlik de göz önünde bulundurulduğunda bir uzlaşıya varmak ve barışı tesis etmek ancak uzun yıllar alacak bir sürecin sonunda mümkün olacaktır. Bu sürecin başarısı ancak Kürt hareketinin tabanının da dahil edildiği yöntemlerle sağlanacaktır.

Kışın sona ermesiyle ve Suriye’de kendisine bağlı unsurların verdiği ivme ile, PKK devlete karşı daha sert şekilde harekete geçmeye hazır görünüyor. Bu çerçevede özellikle Ankara’da 17 Şubat ve 13 Mart’ta gerçekleşen vahim saldırılardan sonra PKK ve ona bağlı radikal grupların Türkiye’nin Batısında yeni saldırılar düzenlemesi de daha muhtemel görünüyor.

Bu çatışmayı kalıcı olarak çözmenin tek yolu bir yandan PKK ile barış görüşmelerine yeniden başlamak, diğer yandan ise Türkiye’de yaşayan Kürtlerin anadilde eğitim, adem-i merkeziyetçilik, seçim barajının düşürülmesi ve etnik referanslardan arındırılmış yeni bir anayasa gibi demokratik hak taleplerini karşılamaktır.

 
This page in:
English

Contact Info