You must enable JavaScript to view this site.
This site uses cookies. By continuing to browse the site you are agreeing to our use of cookies. Review our legal notice and privacy policy for more details.
Close
Homepage > Regions / Countries > Europe > Turkey-Cyprus > Cyprus > Divided Cyprus: Coming to Terms on an Imperfect Reality

Bölünmüş Kıbrıs: Kusursuz Olmayan Bir Gerçekle Yüzleşmek

Europe Report N°229 14 Mar 2014

YÖNETICI ÖZETI VE ÖNERILER

Bölünmüş Kıbrıs’ta çözüm için görüşmeler yeniden başladı. Federasyona yönelik çabalarda tekrar başarısızlığa uğramamak için yeni fikirlere ihtiyaç var. En önemli engel, Kıbrıslı Rum ve Türklerin birbirinden ayrı hayatlara, dillere ve alt yapılara sahip olmaları ve birleşik yeni yönetimin barışçıl statükodan daha riskli olacağından endişe duymaları. Görüşmelerde ve perde arkasındaki yeni diplomaside Kıbrıslı taraflar ve uluslararası toplum, Kıbrıslı Türklere tam bağımsızlık ve AB üyeliği verilmesi yoluyla farklı bir birliğe giden yolu denemeliler. Özellikle Kıbrıs Türk devletinin oldukça güçsüz olması bekleneceğinden, alışılmışın dışında düşünmek, tarafları aslında bir federasyonu kabul edebilecekleri konusunda ikna edebilir. Fakat yeni ve gerçekçi bir yaklaşım, Türkiye’nin çözüme dönük yeni siyasi iradesinden, Kıbrıslı Rumların ekonomik sorunlardan onurlu bir şekilde çıkma gereksiniminden ve Kıbrıslı Türklerin hem AB içinde olma hem de işlerini kendileri yönetme isteklerinden faydalanmanın en ideal yolu da olabilir.

Kıbrıslı Türklerin kendi kaderini tayin etmesini meşrulaştırmak, Kıbrıs Türk yönetimi ve onun Türkiye’deki destekçileri dışında bir tabu olageldi. Uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yönetimini 1964’te eline geçiren Kıbrıslı Rum çoğunluk, resmi bir bölünmeye alenen karşı çıkıyor. Bu tavır, BM Güvenlik Konseyi kararları ve özellikle Türkiye’nin 1974’teki işgali ve sonrasında iki toplumun fiziken ayrılması nedeniyle başta AB olmak üzere Kıbrıs’ın müttefik ağı tarafından destekleniyor. Ne var ki kırk yıl boyunca genellikle BM’nin kolaylaştırıcılığı ile süren beş tur görüşme sırasında taraflar, resmi parametreler olan iki kesimli, iki toplumlu federasyon uyarınca birleşmek konusunda anlaşamadılar. Onlarca farklı formatta yapılan binlerce görüşme, güneydeki Kıbrıslı Rum çoğunluk ile kuzeydeki Kıbrıslı Türkler arasındaki defakto bölünmenin yavaş ve yarım kalmış normalleşmesiyle sonuçlandı.

Şubat 2014’ten bu yana görüşmelere katılan yetkililer, şimdiye kadar tahayyül edilen en hafif federasyonu hedeflediklerini dile getiriyorlar. Kıbrıslı Rumların ve Türklerin baş müzakerecileri, Ankara ve Atina’yı ziyaret ettiler ve yeni bir iletişim kanalını açmış oldular. Ne var ki kötü alametlerin sayısı fazla. Yalnızca açılış bildirisi için yapılan görüşmeler dahi beş ay sürdü. Halkların şüpheciliği yüksek düzeyde. Şimdiye dek müzakereler yoluyla nadiren başarılabilen güven arttırıcı önlemler sonuca ulaşmadı. Adanın güneyinde keşfedilen doğalgaz, halihazırda düşük tutarda ve tarafları birleştirmekten ziyade dikkatlerini dağıtmaya yaradı. Türkiye ve Yunanistan, yani bir uzlaşmaya varılmasında en güçlü konumda olan dış güçler, görüşmeleri prensipte destekliyorlar; ancak liderleri, daha başarılı olmalarını sağlayabilecek kamu diplomasisinde son derece az çaba gösterdiler.

Mevcut durum, uzun ömürlü ve barışçıl görünüyor ve sürekli olarak daha iyiye gidiyor. 1996’dan bu yana adayı ayıran Yeşil Hat’ta ölüm yaşanmadı. Günlük yaşamdaki temel sorun, adanın bölünmüşlüğü değil, defakto bölünmenin müzakere edilmemiş olması. Özel toplantılarda her iki taraftaki işadamları ve tüm taraflardaki diplomatlar, görüşmeler için yeni bir çerçeveyle gitgide daha fazla ilgileniyor görünüyorlar. Kıbrıslı Türkler, 2010’da kendi toplumları için mümkün olan en fazla bağımsızlığı destekleyen bir lidere oy verdiler. Kıbrıslı Rumların bir kısmı özel görüşmelerde bu seçeneği düşünmeye hazır olsalar da Türkiye’nin işgalinden kaynaklanan haksızlıklara duyulan öfke ve güçlü milliyetçi söylem, halen kamuoyundaki hakimiyetini sürdürüyor.

Bu rapor, tarafların AB bünyesinde Kıbrıslı Türkler için karşılıklı olarak uzlaşılmış bağımsızlık seçeneğini gayriresmi biçimde dikkate almaları gerektiğini savunuyor. Böylesi bir seçeneğin mümkün olması AB üyeliği prosedürlerine, bu durumda da devletleri halihazırda AB’ye üye olan ve bu nedenle yeni bir üyenin kabulünde veto hakkına sahip olan Kıbrıslı Rumların bunu gönüllü olarak kabul etmesine bağlı olacaktır. Bu gönüllü kabulü sağlamak için Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin pek çok öneri sunması gerekecektir: Gazimagosa’nın yakınlarında bulunan ve uzun süredir işgal altında olan hayalet sahil kasabasını iade etmek; Türkiye’nin işgal ordusunun tamamını veya tümüne yakını çekmek; 1960’da adanın bağımsızlığına eşlik eden uluslararası garantilerden vazgeçmek; iki tarafın da karşı tarafta hala sahip olduğu mülklere dair genel bir uzlaşmanın kapsamında teminatlı tazminat önermek; gelecekteki Kıbrıs Türk devletinde Kıbrıslı Rumların çözüm sonrasında mülk satın almalarını engelleyecek şekilde AB müktesebatında istisna taleplerinden vazgeçmek; ve doğalgaz rezervlerine sahip olduğu kanıtlanan adanın güneyindeki karasuları üzerinde Kıbrıslı Rumların hakimiyete sahip olduğunu kabul etmek.

Mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti ile yeni bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin AB bünyesinde yan yana olması, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin esasen arzu ettikleri unsurların büyük bölümünü sağlayabilir. Bu durumda her halükarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından reddedilmesi mümkün olan külfetli etnik kotalara sahip bir federal yönetim sözkonusu olmayacaktır. Kıbrıslı Rumların kuzey Kıbrıs’taki mülklerin üçte ikisine sahip olmasından doğan karmaşık sorun, daha açık ve çözümlenmesi kolay bir hal alacaktır. Eğer Kıbrıs Türk yönetimi bağımsız olursa Türkiye’den gelen “yerleşimcilere” kendi limitlerini koyma konusunda istekli olması beklenebilir. AB bünyesinde mümkün olduğu üzere, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler kendi aralarında muhtemelen bir savunma anlaşması yaparlar. Ayrıca Kıbrıs’ta çözüm olunca Türkiye’nin AB üyeliği sürecinin önü yeniden açılacaktır.

Bir çözüme ulaşılmazsa müzakere edilmemiş bölünmeden kaynaklanan sürtüşmeler devam edecektir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerindeki tıkanıklık sürecek ve AB’ye üye olan Kıbrıs Cumhuriyeti ile NATO’ya üye olan Türkiye arasında yaşanan diplomatik düello nedeniyle AB ile NATO’nun resmi düzeyde işbirliği yapmasının önündeki engeller devam edecektir. Kıbrıslı Türkler, haksız bir tecritte yaşamayı sürdüreceklerdir. Kıbrıslı Rumlar ise daha derin bir ekonomik sıkıntıya, mülkiyet haklarından daha uzun süre mahrum kalmaya, doğalgaz kaynaklarından faydalanmak konusunda maliyetli engellere, Türkiye üzerinde azalan ikna gücüne ve en kötüsü süresiz bir belirsizliğe mahkum olacaklardır.

ÖNERILER

Kıbrıs’taki toplumların liderleri ve Türkiye ve Yunanistan hükümetleri:

1.  Başta AB içinde bağımsız bir Kıbrıs Türk devleti olmak üzere Kıbrıs’ta bütün çözüm biçimleri konusunda açık bir tartışmayı teşvik etmeli.

2.  Özellikle Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk baş müzakerecilerin Ankara ve Atina’yı sürekli ziyaret etmelerini sürdürerek bir an önce tüm taraflar arasında doğrudan temasları gerçekleştirmeye çalışmalı.

3.  Parlamenterlerin, işadamları dernekleri başkanlarının, medya temsilcilerinin ve akademisyenlerin karşılıklı ziyaretlerde bulunmalarını teşvik etmeli.

Kıbrıs Rum toplumunun liderleri:

4.  Federal çatı altında yeniden birleşmeye dair görüşmelerin yanı sıra bağımsız bir Kıbrıs Türk devletinin tanınması da dahil olmak üzere AB çerçevesi içindeki tüm çözüm seçeneklerini kendi aralarında ayrıntılı biçimde incelemeli.

5.  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türklerin AB ile doğrudan ve vergiden muaf biçimde ticaret yapmasının önündeki engeli tek taraflı olarak kaldırmakla başlayarak Kıbrıs Türk kurumları ile birlikte çalışmanın yeni yollarını bulmalı.

Kıbrıs Türk toplumunun liderleri:

6.  Kıbrıs Türk yönetimini ve yasalarını AB’nin müktesebatıyla uyumlu hale getirmeli.

7.  Kıbrıslı Rumların resmi temasları normalleştirme çabalarına karşılık vermeli.

Türkiye Hükümeti:

8.  Kıbrıslı Rum yetkililer ve kamuoyu liderleriyle görüşmelerin ve kamuoyuna verilen güven verici mesajların sürekliliğini sağlayarak Kıbrıs Rum toplumunun genelini Türkiye’nin adil ve uzun vadeli bir çözümü arzuladığına ikna etmeli.

9.  Kıbrıslı Türk kurumların uluslararası alanda tek taraflı olarak tanınmasını sağlama çabalarını askıya almalı ve bağımsız bir Kıbrıs Türk devletinin tanınması da dahil olmak üzere AB çerçevesi içindeki tüm çözüm seçeneklerini Kıbrıslı Rumlarla baş başa incelemeye odaklanmalı.

10.  Ankara Anlaşması’nın Ek Protokolü’nü onaylayarak Türkiye’nin AB ile olan Gümrük Birliği’ni tek taraflı olarak Kıbrıs’ı kapsayacak biçimde genişletmeli, böylece Kıbrıslı Rumlarla ticareti normalleştirmeli ve Türkiye’nin bu sorun nedeniyle yarısı bloke edilmiş olan AB müzakere başlıklarının açılmasını sağlamalı.

Yunanistan Hükümeti:

11.  Kıbrıslı Rumların çözüm arayışındaki samimiyetini vurgulamalı ve Türkiye’nin Kıbrıslı Rumlara yönelik çabalarını, çözüm hedefini güçlendirmek için nasıl kullanabileceğini anlatmak amacıyla Ankara ile iletişim kurmalı.

BM, ABD, Birleşik Krallık ve uluslararası toplum:

12.  Türkiye ve Yunanistan’ın temsilcilerinin daha geniş ve sürekli katılımıyla iki toplum arasındaki barış görüşmelerini desteklemeliler.

13.  AB, eğer talep edilirse, kendi bünyesinde bağımsız bir Kıbrıs Türk devleti de dahil olmak üzere alternatif çözümlerin AB normlarıyla nasıl uyuşabileceği konusunda tarafları bilgilendirmeye hazır olmalı.

14.  Kıbrıs gündemini, tüm tarafların üzerinde anlaşabileceği her türlü çözüme açık tutmalı ve taraflar arasında mesajları iletmeyi ve süregelen görüş farklılıkları konusunda arabuluculuk yapmayı teklif etmeliler.

Lefkoşa/İstanbul/Brüksel, 14 Mart 2014
 

Video

Cyprus

In this video, Hugh Pope, Crisis Group’s Deputy Program Director for Europe and Central Asia, speaks about Crisis Group's new report "Divided Cyprus: Coming to Terms on an Imperfect Reality".

Audio

Cyprus

In this audio playlist, listen to three clips from Hugh Pope, Crisis Group’s Deputy Program Director for Europe and Central Asia, as he speaks about Crisis Group's new report "Divided Cyprus: Coming to Terms on an Imperfect Reality".