You must enable JavaScript to view this site.
This site uses cookies. By continuing to browse the site you are agreeing to our use of cookies. Review our legal notice and privacy policy for more details.
Close
Homepage > Regions / Countries > Europe > Turkey-Cyprus > Turkey > A Sisyphean Task? Resuming Turkey-PKK Peace Talks

Bir Sisifos Hikayesi? Türkiye ile PKK Arasında Barış Görüşmelerine Yeniden Başlamak

Europe Briefing N°77 6 Jan 2016

GENEL BAKIŞ

Son yirmi yılın en ölümcül şiddet sarmalına hapsolan Türkiye Devleti ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK), barış görüşmelerine derhal yeniden başlamalı. 2.5 yıl süren ve Temmuz 2015’te sona eren ateşkes boyunca yürütülen görüşmelerde elde edilen kazanımlar, hem Kürt sorununun eskiden olduğu gibi askerî tedbirlerle çözülmesi tercihi hem de siyasî iç kutuplaşma nedeni ile kaybedildi. Suriye’deki savaşın Türkiye’ye etkileri de bu durumu körükledi. Güneydoğudaki kentsel yerleşim yerlerinde Temmuz ayından bu yana yaşanan kanlı çatışmaların, sorunun gidişatına verdiği yeni ivmenin neticesini kestirmek mümkün görünmüyor. Barışın temin edilememesi 550’den fazla kişinin yaşamına mal oldu. Bunların arasında, 28 Kasım’da öldürülen saygın insan hakları avukatı ve Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi de dâhil olmak üzere 150’ye yakın sivil bulunuyor. Şu anda Türkiye, kritik bir tercihle karşı karşıya: PKK’ya karşı yürüttüğü askerî stratejiyi uzun süreceği ve istenen sonucu getirmeyeceği kesin olan bir mücadele ile devam ettirmek veya barış görüşmelerine yeniden başlamak. Ancak, devlet hangi yolu seçerse seçsin, Kürt sorununun kapsamlı şekilde çözülmesi için Kürt haklarına dair uzun yıllardır dile getirilen taleplerin ele alınması gerekiyor.

1 Kasım seçimlerinden sonra yeni hükûmetin kurulmasıyla beraber, belirgin bir görev dağılımı bulunmadan, farklı zamanlarda farklı aktörler tarafından temsil edilen Kürt hareketi [parlamentoda yer alan yasal oluşum yani Halkların Demokratik Partisi (HDP), yasadışı PKK ve onun cezaevindeki önderi Abdullah Öcalan] ile Ankara arasındaki güvensizlik sarmalını tersine çevirmenin zamanı artık geldi.

Türkiye Devleti ile PKK arasında çatışmanın yeniden başlaması, eylemlerinde şiddet ve aşırıcılığı benimsemiş olan İslâm Devleti’nin (IŞİD) işine yarıyor. Ankara, PKK’nın bir uzantısı olan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) Suriye’de IŞİD’e karşı kazanımlarını Türkiye’nin güney sınırına bitişik bir kara koridoruna dönüştürmesinden endişe ediyor. Bu tehdit algısı, zaman zaman Ankara’nın IŞİD’e karşı mücadeleye odaklanmasını engelliyor. 10 Ekim’de Ankara’da bir barış mitingi için toplananları hedef alan ülke tarihinin en kanlı bombalı saldırısı da dahil olmak üzere, Mayıs ayından bu yana, Türkiye’deki Kürt hareketi aktivistlerini hedef alan ve IŞİD tarafından düzenlendiği iddia edilen dört saldırı, devletin kendilerini korumadığına dair Kürtler arasındaki algıyı iyice pekiştirdi. Bu olaylar ile ilgili tartışmalar, Ankara’nın ülke içinde IŞİD’e karşı olan operasyon ve baskılarını genişletmesi gerektiğini gösteriyor. IŞİD bağlantılı olduğu düşünülen saldırılar yalnızca Türkler ve Kürtler arasındaki ayrışmaya değil, mezhepsel ve kültürel diğer fay hatlarında da kırılmalara yol açıyor. Eğer bu ayrışmanın önüne geçilmez ise Türkiye’nin zaten kırılgan olan toplumsal bütünlüğü daha da zedelenebilir.

Yeni hükûmet, Öcalan ile görüşmelere yeniden başlamayacağını açıkladı. Hükû­me­tin stratejisi, yakın zamanda kentsel bölgelerde güçlenen PKK bağlantılı kent yapılanmaları yok edilinceye kadar askeri mücadeleye odaklanmak. Öte yandan, Kürt hareketi ve özellikle onun yasal siyasî temsilcisi HDP ile teması asgarî düzeye indirerek, Kürt haklarına yönelik tek taraflı ve muğlak bir reform gündeminin hayata geçirilmesinin hedeflendiği de anlaşılıyor. Ancak, HDP’yi ve, partinin Kürt sorununu hukukî yoldan çözmeyi isteyen reform yanlısı tabanını dışlayan yaklaşımlar, Kürt milliyetçiliğini silahlı mücadele istikametine daha fazla itme riskini taşıyor.

Otuz yıldır kesintilerle süren kanlı çatışmalardan sonra, iki taraf da askerî mücadelenin başarı getirmeyeceğinin farkında. Fakat ikisi de kazanımlarını azamî seviyeye çıkartmaya imkân verecek güçlü bir konumda olduklarına inanıyor. Taraflar Suriye düğümünün çözülmesini beklerken, ateşkes ve barış görüşmelerine dönmeden önce birbirlerinin elini zayıflatmaya çalışıyor. Oysa, her iki taraf da, Suriye’de süren çatışmaların yayılması riskini ve IŞİD tehdidini göz önünde bulundurarak yerleşim yerlerinde şiddete derhal son vermeli ve ateşkes koşulları üzerinde anlaşmalı.

Önünde seçimsiz bir dört yıl bulunan yeni hükûmet adem-i merkeziyetçilik ve anadilde eğitim dahil Kürt haklarına yönelik talepleri karşılayacak, yargı, siyasî partiler ve meclis içerisinde ilerletilebilecek somut bir reform gündemi sunmalı. Ayrıca, güven tesisi amacıyla, geçmişte yaşanmış ve halen yaşanmakta olan insan hakları ihlâllerinin etkin biçimde soruşturulması sağlanmalı ve bu ihlâllerin tekrarlanmaması için tüm önlemler alınmalı. PKK ve bölgedeki Kürt yetkililer, Türkiye kamuoyunda infiale yol açan ve ana akım siyasi parti temsilcilerinin söylemlerini sertleştiren özyönetim ilanlarına son vermeli.

Buna paralel olarak, hem militanların Türkiye’den çekilmesi hem de silah bırakanların Türkiye’ye geri dönüşü için af mekanizmasının hayata geçirilmesi ve topluma yeniden katılım koşullarının oluşturulması için PKK ile görüşmeler kaldığı yerden devam etmeli. Öcalan, PKK’nın diğer önemli isimlerini ve HDP’yi de içine alacak şekilde kurumsallaşmış müzakerelere ihtiyaç duyulduğunu ve bir izleme sisteminin kurulması gerektiğini vurgulamakta. Hükümetin bir yol haritası ve takvim etrafında şekillenen daha kurumsal bir sürece dair tutumunu açıkça ortaya koyması şart. Sorunun çözümüne yönelik dönem dönem gösterilen çabalar mitolojik karakter Sisifos’un bir kaya parçasını tepeye çıkarma gayretine benzememeli.

Türkiye’nin Batı’daki müttefiklerinin önceliği Suriye’deki kriz ve bu krizin bölgenin güvenliği için yarattığı tehdit ve yol açtığı mülteci sorunu. Ancak bu ülkeler Türkiye’de süratle kötüye giden çatışmanın getirdiği risklerin farkına varmalı ve çıkarları doğrultusunda Ankara’yı Kürt sorununa yaklaşımını gözden geçirmeye teşvik etmeli.

Öncelikle göç krizi gündemi ile toplanan Kasım zirvesinde, Türkiye ile Avrupa Birliği’nin (AB) ilişkilerinin canlandırılmasının yanı sıra siyasî ve malî işbirliğinin geliştirilmesi de karara bağlandı. Avrupa’ya Suriyeli mülteci akınının azaltılması, AB’ye seyahat etmek isteyen Türkiye vatandaşları lehine vize serbestliğinde ilerleme sağlanması, Türkiye’nin üyelik müzakerelerinde yeni fasılların açılması da dahil olmak üzere bazı zorlu başlıklarda bir ivme yarattı. Bunlar olurken, PKK ile Türkiye arasındaki çatışmanın alevlenmesi, ABD öncülüğünde IŞİD’e karşı yürütülen koalisyonun mücadelesini zorlaştırmaya başladı. Bunun sebebi Türkiye’nin, PYD’nin askerî kanadı Halkın Koruma Birlikleri (YPG) ile işbirliği yapmayı reddetmesi. Ankara ile PKK arasındaki barış görüşmelerinin yeniden başlaması, Ankara ile PYD arasında daha yapıcı ilişkiler için bazı parametreler sunabilir. Böylece Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı daha etkin bir uluslararası mücadele yürütülebilir.

İstanbul/Brüksel, 17 Aralık 2015

 
This page in:
English
Türkçe

More Information