You must enable JavaScript to view this site.
This site uses cookies. By continuing to browse the site you are agreeing to our use of cookies. Review our legal notice and privacy policy for more details.
Close
Homepage > Regions / Countries > Europe > Turkey-Cyprus > Turkey > The Human Cost of the PKK Conflict in Turkey: The Case of Sur

Türkiye’de PKK ile Çatışmaların İnsanî Maliyeti: Sur Örneği

Europe Briefing N°80 17 Mar 2016

GENEL BAKIŞ

Türkiye devleti ile uluslararası alanda terör örgütü kabul edilen Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasındaki çözüm sürecinin çökmesi, Temmuz 2015’te çatışmaların yeniden başlaması ve akabinde girilen şiddet sarmalı, yeni bir çözüm sürecinin inşasını hiç olmadığı kadar gerekli kılıyor. Aralık ayından bu yana güvenlik güçleri ile PKK arasındaki çatışmaların şiddeti daha önce görülmemiş bir seviyeye ulaştı. Devlet, “kamu düzenini yeniden sağlama” amacıyla, PKK tarafından desteklenen gençlerden oluşan milis güçlerinin barikat ve hendekler vasıtasıyla hakimiyet kurmaya çabaladıkları ilçe ve mahallelerde sokağa çıkma yasağı uygulamaya başladı. Günler hatta haftalar süren sokağa çıkma yasaklarının devam ettigi mahalleler aylar süren çatışmalara sahne oldu. Devletin hakimiyet sağlama gayreti ve PKK’nın asimetrik savaş yoluyla bunu engelleme girişimleri neticesinde, yerinden edilen insan sayısının 350,000’i aştığı tahmin ediliyor. Yaşamını yitiren sivillerin sayısı ise en az 250.

Son haftalarda, sokağa çıkma yasağı bazı yerlerde kaldırıldı ancak çatışmaların insani maliyeti hızla büyümeye devam ediyor: Kriz Grubu’nun kayıplara dair açık kaynaklara dayandırdığı veritabanına göre sekiz aydır süren çatışmalarda yaşamını yitiren 350 polis ve askerin 140’ı, 2016’nın ilk iki ayında hayatını kaybetti. Şiddet Ankara’yı da iki ay zarfında iki kere vurdu: 17 Şubat’ta parlamento binası yakınlarında patlayan bomba yüklü bir araç 25 askeri personelin ve dört sivilin canına mal olurken, 13 Mart’ta da bir intihar bombacısı, otobüs duraklarının bulunduğu yerde, yoğunluk yaşanan bir saatte, kendisini havaya uçurarak 36 sivilin ölümüne neden oldu.

İki saldırıyı da PKK’dan ayrılan bazı örgüt üyelerinin kurduğu Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) üstlendi. Halkların Demokratik Partisi (HDP), ilk saldırıyı parlamento olarak kınayan metni – hem Irak Şam İslam Devlet (IŞİD) tarafından düzenlenen Suruç, Ankara ve Sultanahmet saldırılarının hem de sokağa çıkma yasağı altında sivillerin hayatlarını kaybetmelerinin aynı metinde kınanmamasını gerekçe göstererek – imzalamayınca ülkede milliyetçi öfke arttı. Üç gün sonra ise bir HDP milletvekili bombayı patlatan kişi için düzenlenen taziye törenine iştirak etti. HDP ikinci saldırıyı kınamakla beraber yine parlamentodaki diğer partilerin ortak bildirisine imza atmadı. Bütün bu gelişmeler, HDP’nin kendisini PKK’dan yeteri kadar ayrıştıramadığına yönelik halk nezdindeki algının ve hükümet nezdindeki değişmeyen inancın pekişmesine yol açtı.

Ankara’nın giderek daha fazla savunma refleksi ile söylem ve uygulamalarını katılaştırması Kürt sorunu, demokratikleşme gibi tartışmaya muhtaç konularda farklı görüşler dile getirme imkanını azaltıyor ve siyasi kutuplaşmayı arttırıyor. Teröre destek verdikleri gerekçesi ile, HDP’nin iki eş başkanı da dahil beş milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması için iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) tarafından yapılan girişimler, çoğu Kürt, milyonlarca seçmenin desteklediği yasal bir oluşumun dağılma ihtimalini gündeme getiriyor. PKK’nın cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan ile görüşmelerin kesilmesi ve HDP’li bazı yerel temsilcilerin tutuklanması yüzünden siyasi çözüm seçeneklerinin kapanmasına yol açan bu girişimler, PKK’nın “meşru müdafa” savını da güçlendiriyor.

Çatışmalar son haftalarda azalma eğilimi gösterse de Güneydoğu’da nüfusun yoğun yaşadığı şehir ve ilçe merkezlerinin bazılarında sürüyor. Kışın sona ermesi ve Suriye’de kendisine bağlı Kürt unsurların oynadığı rolün de teşviği ile PKK hükümete karşı daha yoğun bir mücadeleye hazırlanıyor. Öte yandan, TAK gibi oluşumların Türkiye’nin doğusunda yeni saldırılar düzenleme ihtimali de büyüyor. Türkiye’deki Kürtler tarafından Mart ekinoksu sırasında kutlanan geleneksel Nevruz bayramı vesilesi ile ülke içinde huzursuzluğun artması olası.

Ankara hem yıkılan şehir ve ilçeleri yeniden inşa etmeyi, hem de gerginliğin yüksek olduğu yerlere daha büyük polis merkezleri ve kontrol noktaları kurarak güvenlik güçlerine takviye yapmayı vaat ediyor. Bu yaklaşımın PKK ve sempatizanları tarafından karşılıksız bırakılacağını düşünmek zor. Ayrıca, HDP’yi dışlama planı ile hükümetin girişimlerinin bölgedeki önemli HDP seçmen kitlesi tarafından benimsenmesi de güçleşiyor. Kürt hareketinin temsilcileri şiddeti reddederek, silahlı direnişi devlete karşı koymanın meşru bir yöntemi olarak görmediklerini açıklayıncaya kadar Ankara’nın Kürt hareketi ile işbriliği konusundaki manevra alanı sınırlı kalmaya mahkum.

Bu sorunu kalıcı olarak çözmenin tek yolu, bir yandan PKK ile barış görüşmelerine yeniden başlamak, diğer yandan ise anadilde eğitim, daha fazla adem-i merkeziyetçilik, seçim barajının düşürülmesi ve etnik atıflardan arındırılmış yeni bir anayasa gibi demokratik hak taleplerini karşılamak. Ancak öncelik, derhal, ölümlerin ve yerinden edilmelerin sona erdirilmesine verilmeli. Kısa vadede Ankara sokağa çıkma yasaklarını sağlam bir hukuki temele dayandırarak sivilllerin çatışmalardan daha az etkilenmesini sağlamalı ve insan hakları ihlallerini önlemeye yönelik uygulamalara odaklanarak, suçların cezasız kalmasını engellemelidir. Hükümet, insan hakları ihlallerinin usulüne uygun biçimde ele alınmasını temin etmeli; yeniden inşa aşamasında, çatışmalar yüzünden yerinden edilen mülk sahiplerinin ve kiracıların haklarını korumalı ve dönmek isteyenlerin evlerine kavuşmalarını sağlamalı.

Ankara ve PKK çatışmanın hem psikolojik fay hatlarının hem de çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Güneydoğu nüfusunda genel hissiyatın büyük ölçüde kendi lehlerine döndüğünü iddia ediyor. Ankara, PKK’nın şehir savaşına yönelmesinin bölgedeki sempatizanlarını PKK’dan uzaklaştırdığını savunuyor. PKK ise şehir ve ilçe merkezlerinde ağır silahların kullanılmasının tüm bölgede devlete karşı bir tepkiye yol açtığını ileri sürüyor. Diyarbakır’da Kriz Grubu’nun yaptığı araştırma, otuz yıllık çatışmanın neticesinde sivillerin hissiyatında önemli bir kayma olmadığını ortaya koyuyor.

Elinizdeki rapor Diyarbakır’daki saha araştırmasında elde edilen bulgulardan bir kesit sunuyor. Çoğu kimliğinin gizli kalmasını talep eden, resmi yetkililer, STKlar, belediye temsilcileri, avukatlar ve yerinden edilenlerin bakış açılarını yansıtan bu çalışma, Sur ilçesinde yakın zamanda yaşanan çatışmaların dinamiklerini inceleyerek, sürekli artan insani maliyete dikkat çekmeyi amaçlıyor.

Diyarbakır/İstanbul/Brüksel, 17 Mart 2016 

 
This page in:
English
Türkçe

More Information